21. Yüzyıl Becerilene Uygun Meslek Seçimi ve Eğitim Paradigmaları

Bilginer Koç 03 Mayıs 2019 Diğer Yazıları 565 -A+

21. YÜZYIL BECERİLERİNE UYGUN MESLEK SEÇİMİ VE EĞİTİM PARADİGMALARI

Uygarlığımızın geldiği nokta itibari ile eğitim dinamikleri bambaşka boyutlara taşınıyor ve bu yolculuk esnasında her şüpheci insan pusulasına bir kez daha göz atmakla kalmıyor, pusulasının doğru çalışıp çalışmadığını test etme gereği hissediyor. Ve birçok insanın aklında aynı tür sorular; Gelecekte bizi nelerle bekliyor? Bu geleceğe uygun bir eğitimi şimdiden kurgulayabilir miyiz? Peki, gelecekteki yaşam koşullarımızı ne kadar doğru tahmin edebiliriz? Çocuklarımızı tam olarak belli olmayan geleceğe nasıl bir eğitimle hazırlayabiliriz?

Son yüzyılda bilimsel buluşlarla artan teknolojik gelişmeler, yaşanan sosyal ve ekonomik değişimin belki de bu yüzyıla kadar tüm uygarlık tarihi boyunca gerçekleşen değişimden daha belirgin ve etkili olduğu söylenebilir. Değişimin hızına bakıldığında ivmesel bir değişimin baş döndürücü gelişmelerle gerçekleştiği apaçık görünüyor. Bu değişim hızına uyumlu bir eğitim yapılanmasının varlığı ise sorgulamaya değerdir.

Sanayi devrimi ile birlikte eğitimin yapılandırılması ve yaygınlaştırılması toplumsal hayatın şekillenmesinde önemli bir rol almıştır. Bireyler sınıflar arası geçiş için eğitimi bir araç olarak kullanabilmekte ve meslek hayatına eğitim süreçlerinden ilerleyerek daha rahat bir geçiş yapabilmektedir. Her toplum kendi ihtiyaç ve sorunlarına özgü eğitim modelleri yaratırken eğitimden beklenen en önemli çıktı, toplumun ihtiyaçlarını karşılayabilecek nitelikte ve nicelikte insan kaynağını toplumun hizmetine sunmasıdır. Son yüzyılın büyük bir kısmında kurgulanan bu sistem, beklenen insan kaynağını yaratmakta ve yönetmekte, yapılan birçok eleştiriye karşın başarı sağlamıştır. Bu süreçte bazı meslekleri yapmak için daha fazla sayıda istekli ortaya çıkarken, bazı meslekler için ise daha az insan istekli olmuştur. Dolayısıyla insanların ilgi ve becerilerine uygun meslek seçiminden çok eleme ve sınıflandırma sistemine dönüşen bir eğitim yapısıyla karşı karşıya olduğumuz söylenebilir. Eğitim insan kaynağı düzenlemesini yapmakta bir araç olarak işlev görürken aynı zamanda meslek standartlarının belirlenmesi ve iyileştirilmesinde de rol oynamaktadır. Ancak teknoloji ve üretim yöntemlerinde ki değişim, insan kaynaklarının organizasyonu açısından geleneksel eğitim modelinin rolünü sarsma potansiyeline sahiptir. Geleneksel eğitim sistemlerine karşı en başından beri tekdüzeleştirme, süreç değil sonuç odaklı olması, yaratıcılığı öldürmesi ve farklılıkları yok ederek bir uyum oluşturmaya çalıştığı gibi eleştiriler yapılmaktadır. Son dönemde ise geleneksel eğitim modeline yapılan bu tür eleştiriler giderek artarken, eğitim sistemi reformunun birçok ülke gündeminde önemli bir yer teşkil ettiği görülmektedir.

Ülkemizde de eğitim hakkında benzer bir arayış geniş çevrelerde tartışma konusu olup eğitimden beklentiler ile ilgili farklı eğilimler vardır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2004 yılında aldığı bir kararla Türk Milli Eğitimi davranışçı eğitim anlayışından yapılandırmacı eğitim anlayışına geçmiştir. Bu programlarda, hızla değişen dünyaya daha kolay adapte olabilecek becerilerle donatılmış, düşünen, araştıran, sorgulayan, yaratıcı ve yansıtıcı düşünen, üretici, iletişim kurabilen ve kendisi, ülkesi ve dünyayla barışık insanların yetiştirilmesine önem verilmiştir (Boydak, 2008). Ancak fiilen bu değişimin tam olarak gerçekleştirilebildiğini söylemek zordur. Öğrencilerin okul seçme ve yerleştirmelerinin test usulü ile yapılan sınavlarla belirlendiği bir sistemde yapılandırmacı bir eğitim anlayışı uygulamak birçok zorluğa mahkum olmaktadır.

Eğitim alanında çalışan akademisyenlerden velilere, özel sektörden eğitim çalışanlarına, politikacılardan sendika temsilcilerine kadar her paydaşın eğitim sistemine dönük eleştirileri ve çözüm önerileri mevcuttur. Esasında yoğunlukla tartışılan konu eğitimin yeniden yapılandırılarak insan kaynağı organizasyonunu daha iyi yapabilmesini sağlamaktır. Çünkü değişen işgücü piyasası artık sadece doktor, mühendis, avukat vb cazip mesleklere talebin karşılanmasına, diğer mesleklerin ise zorunlu tercihe dönüştüğü bir sürecin dışına çıkmaktadır. Yeni teknolojiler, yeni iş alanları ve doğal olarak yeni meslekler gündemimize girmekte ve eğitim sistemimizin bu değişime uygun olarak yeniden dizayn edilmesi gerekmektedir. Bu ihtiyaç konusunda kamuoyunda genel bir kabul varken yeni bir eğitim sistemin nasıl olacağı konusunda benzer bir mutabakatın olduğunu söylemek zordur. Eğitimin insanların kariyer edinmeleri için toplumun gelişim aracı olarak düşünüldüğünde durum ne kadar açık görünüyor ise de normatif değerleri ile bir toplum normu yaratma aracı olarak düşünüldüğünde her kesimin eğitime farklı felsefi görüş ile yaklaştığı inkâr edilemez. Elbette eğitimin iyi bir vatandaş sorumlu bir fert yaratma fonksiyonu göz ardı edilemez ancak eğitimde çağın gereklerini gerçekleştirmede gösterilecek her türlü gecikmenin ülke gelişimini de olumsuz etkileyeceği önemsenmesi gereken bir durumdur.

Sonuçta yeni nesillerin eğitiminde en önemli ihtiyaç sınıflandırılmış ve seviyelendirilmiş ve çizgisel bir gelişime dayanan eğitim yönteminden, çok boyutlu, çok katmanlı bireye özgü, yaratıcılığa ve dinamik süreçlere dayalı bir eğitim modeline geçişin başarılmasıdır. Bunun gerçekleştirilmesi yeniçağın mecburiyetidir. Endüstri 4.0 üretim teknikleri, yapay zekâ ve biyo-teknoloji alanlarındaki ilerleme ile geleceğin bambaşka bir yaşam ve çalışma hayatı yaratacağı kaçınılmaz görünürken eğitim sistemimizin bu değişimi kaçırması büyük bir hata ve kayıp olacaktır. Bu aşamada eğitimin yeni hedeflerini 21. Yüzyıl insanının da olması gereken becerilerin belirlenmesi çok büyük önem taşımaktadır. “bugünün cahilliğinin okuyamayan değil, öğrenmeyi öğrenemeyen olduğu görüşü” (Toffler, 1992) aslında geldiğimiz noktayı gayet net açıklamaktadır. Bu aşamada eğitim politikalarını, müfredatları ve eğitim felsefesinin oluşturma süreçlerinin de yeniden düzenlenmesi gerekliliği vardır. Özellikle bilim çevrelerinin, özel sektörün, araştırma ve geliştirme merkezlerinin, politika yapıcıları ve eğitim uygulayıcıları ile birlikte ortaya koyacağı eğitim programları ile geleceğe dönük bir eğitim içeriği ve yöntemi oluşturulabilir. Bu yüzden eğitim paydaşlarının birlikte çalışmayı öğrenip, eğitimi bir süreç organizasyonuna dönüştürerek tüm güne ve tüm hayata yayması gerekmektedir. İnsan ömrünün mesleklerin ömründen uzun olması ihtimali bu ihtiyacı zorunlu kılmaktadır.

 

 

Yorumlar

Zamanı anlayıp anlamlaştiran bir içerik.Emeginize sağlık..
Yazarı : Gürol Değirmencioğlu |31 Mayıs 2019